'Bizi saran sıcaklığın.Soğuyan gecelerin.Ve geceleri bürüyen yıldızların.Ve dolunayın.Ve dolunayla birlikte uykusuz kalan insanların.Dolunayla birlikte uykusuz kalınan gecelerin soluk,sisli sabahlarında ölümü bekleyen insanların.
(Ölüm de bir günlük olay değil mi?)
Bizi saran sıcaklığın.Soğuyan gecelerin.Ve geceleri bürüyen yıldızların.İki insanın sarılarak geçirdiği bu sarsıntı özü olmalı evrenin.Sonsuza dek varan,var eden,yaşatan,yaşamı ileri çağlara doğru devreden bu birleşme...'
..Diye bitirir çocukluğundan başlayarak içine düştüğü yaşamın,kimi zaman fiziksel-kaba,kimi zaman inceltilmiş-dolaylı baskılarıyla karşı karşıya kalışını ve yaşadığı ya da 'yaşamasına izin verilmek istenmeyen' farklılığını ve uyumsuzluğunu son derece sarsıcı ve incelikli bir biçimde,'teninde duyarak' işlediği 'Çocukluğun Soğuk Gecelerini'.
'Neden bunalımları çözümleyemiyoruz?Neden dost olmadan,erkek-kadın,karı-koca olmaya çabalıyoruz?Yirmi yaşlarının başındaki insanlar böyle mi olmalı?Sevişmek için,ilkin nikah imzasımı atılmalı?Ya da yalnız kalıp,yıllar yılı erkek-kadın özlemiyle kendi kendilerine mi boşalmalılar?Erkekler,kadın resimlerine mi bakıp heyecanlanmalılar?İlk kadını genelevde mi tanımalılar?Karı-kocalar birbirlerinin gövdelerine 'mal' gözüyle mi bakmalı?İnsanın doğal yapısı bu davranışların tümüne aykırı.Bizim insanlarımızın insan sevmesi,insan okşaması çocukluktan engelleniyor.Saptırılıyor.Çarpılıyor.'
Özlü'nün kadınsal duyarlılıkla ruhumuza serdiği delilik süsü verilmiş kelimeler topluluğundan alıntılarla dolu bir yazıya dönüştüğünün farkında olaraktan, üzerine söyleyecek söz olmayan bu kadını kendinden daha güzel kimse anlatamaz gerçeğini sürmekteyim ileriye aslında.
'Düzen ve güven kadar ürkütücü bir şey yoktur.Hiçbir şey,hiçbir korku...Aklını en acı olana,en derine,en sonsuza atmışsan korkma.Ne sessizlikten,ne dolunaydan,ne ölümlülükten,ne ölümsüzlükten,ne seslerden,ne gün doğuşundan,ne gün batışından..Sakin ol.Öylece dur.Yaşamdan geç.Kentlerden geç.Sınırları aş.Gülüşlerden geç.Anlamsız konuşmaları dinle,galerileri gez,kahvelerde otur-artık hiçbir yerdesin..'
Yaşamın yalnızca başlangıcını oluşturmakla kalmayan,sürekli dönülen,belki de hiç çıkılamayan çocukluğu yansıtmakta olan bu eser Özlü'nün ilk romanıdır.Yetişkinlerin,tıpkı çocukluğa olduğu gibi,farklılığa da aman vermeyen dünyasına karşı yazar,anıların çıplak gerçekliğine sığınıyor.
'Benim en büyük mutluluğum her şeyden kaçmak.Tüm çocuklardan,tüm acılardan,tüm sevgilerden,tüm orgazmlardan,tüm gecelerden,tüm günlerden.Her hilal aydan,her ülkeden.Ben her gece ölüyorum.Her sabah yeniden canlanıyorum.Her yirmi dört saatlik zaman dilimi hem ölüm hem yaşam aynı zamanda...'
Bu zaman dilimini anlamlandırmak için beklemekte raflarda Tezer Özlü her sihirli dokunuşuyla..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder