17 Ekim 2009 Cumartesi

ÖLÜ bİr gEzEgEnİn bUğUlU gÖzlErİndEn sIzAn AyrILIk sEnfOnİsİ..

İğne ucu naifliğinde paradokslarım okşarken mayhoş tenimi bir zincir edasıyla..
Gece sessizliğiyle vuruyor korku dolu tımarhane koridorlarıma..
Derin ve oyuk bir yara sarkıyor yanlış anlaşılmış yıllardan..
Doğuşa olan özlemle hırpalanıyor ıskalanmış hayallerim..
Tinin ve ormanın çalkantıları karışıyor içinin(içimin) müziğinde..
Tinin ormana olan hasretimidir benzerliğin mithosu?
Sarsıcı hiç-liklerin anlamsız hep-lerde kıvranışı yakalıyor nöronlarımı..
Sinapslar avuç açmış anlamlı varoluşlara,keşif hareketlenmelerine,yaratma süreçlerine..
Çünkü..
Korkuyordu..
Korku yordu..
Bağlantı kopukluklarından,kopukluk anksiyetelerinden,anksiyete rüzgarlarından..
Hüzün denizinin köpüklü dalgalarının akışkanlığında kaybolan us;
Yuttuğun beni bir gün geri verme olasılığını düşlüyor..
Nasıl bir el uzatıştır bu ustan kalbe?
Bu dönüşü kaybedilmiş,bir geri dönüş yolculuğuydu..
Ve şimdi aynalara yüklemekteyim yanılsamalarımı ki salsın diye sana içimin kokusunu..
Düş prizması içindeki renklerin renksizliğe tepki sirkülasyonudur kokumda uçuşan yıldız tozları..
Renksizliğin kestiği kılcallarımdan arta kalan bir sen bir de(..)

Fil narinliğimde sancılarımı salayım geçmişe!
İçimi alsın..
N-içini alsın..
(O) Yok-sa..
Yok-oluyorum..
..
..

Hiç yorum yok: