22 Kasım 2009 Pazar

Le Fabuleux Destin d'Amélie Poulain..




Le Fabuleux Destin d'Amélie Poulain ..Türkiye'deki gösterim adıyla Amélie..Audrey Tautou'nun oyunculuğuyla devleştiği bir Jean-Pierre Jeunet filmidir kendileri..Jeunet ve Guillaume Laurant tarafından kaleme alınmış Fransız romantik komedisi Montmartre'de geçmiş olup modern Paris hayatının idealize edilmiş, alaycı bir yorumudur.Film Nisan 2001'de Fransa,Belçika ve Fransızca konuşulan batı İsviçre'de gösterime girmiştir.Avrupa film ödüllerinde en iyi film ödülünü almış,ikisi En İyi Film ve En İyi Yönetmen dallarında olmak üzere dört Cesar Ödülü almış.En İyi Senaryo dalıyla birlikte iki BAFTA Ödülü ile ödüllendirilmiştir ve Akademi Ödüllerine aday gösterilmiştir.

Amélie Poulain, bir doktor olan babası tarafından diğer çocuklardan, kalp hastalığı olduğu gerekçesiyle, uzak yetiştirilen bir çocuktur. Aslına bakılırsa babasının yanlış bir teşhisidir bu, çünkü Amélie’nin babasıyla kurduğu nadir fiziksel temas babasının sağlık kontrolleriyle gerçekleşmektedir ve bu kontroller sırasında Amélie heyecanlanmakta, kalp atışı hızlanmaktadır. Amélie’nin annesiyse, en az babası kadar nevrotik bir kadındır.Amélie küçük bir çocukken, annesi, Notre Dame Kilisesi’nin tepesinden atlayan bir kadının üzerine düşmesi sonucu vefat etmiştir. Böylece babası daha da sessiz ve silik biri olmuş, kendisini eşi için ilginç bir anıt mezar düzenlemeye adamıştır. Amélie de bu yalnızlığın ortasında kendini eğlendirebilmek için, oldukça ilginç ve derin bir hayalgücü geliştirmiştir. Amélie büyüdüğünde Montmartre’da bir café olan ve eski bir sirk göstericisi tarafından yönetilip, birçok ilginç kişinin çalıştığı Çift Değirmen’de garson olarak çalışmaya başlar. 22 yaşındayken, Amélie için hayat oldukça basittir; kahramanımız birkaç başarısız romantik ilişki denemesi sonucunda, kendisini crème brûlées’siyle bir çaykaşığı ile oynamak, gün ışığında Paris’te yürüyüşe çıkmak, St. Martin’s Kanalı’nda taş sektirmek, yüzeyi hoşuna giden taşları toplamak gibi çeşitli küçük zevklere adamış ve hayalgücünü tamamen serbest bırakmıştır.Hayatı,Prenses Diana’nın öldüğü gün değişmeye başlar. Haberlerden duyduğu şoku takiben yaşadığı bir dizi olay sonucunda, gevşemiş bir banyo fayansının arkasında, bir çocuğun yıllar önce saklamış olduğu metal bir kutu bulur ve bu kutunun sahibini aramaya çalışır. Bu arayış içerisinde kendisiyle bir anlaşma yapar; eğer kutunun sahibini bulursa, hayatını iyiliğe adayacaktır. Bulamazsa da… bu çok üzücü olur.Pek çok yanlış tahminin ardından, kendisiyle aynı apartmanda yaşayan “cam adam” lakaplı ressam Raymond Dufayel’in yardımıyla, kutunun gerçek sahibini bulur ve çeşitli numaralarla kutuyu sahibine iletir. Ardından adamı gözler ve üzerinde yarattığı mutluluğu görünce, diğer insanların hayatında güzel şeyler yapmaya karar verir. Bu Amélie’yi gizli bir adaleti sağlayıcı ve koruyucu melek yapar hayatına etki ettiği insanların gözünde. Babasının hep hayalinde olan dünya turuna çıkmasını sağlar, iş arkadaşlarına, apartmanın yöneticisine, manavın çırağı Lucien’e gizlice pek çok iyilik ve sürpriz yapar.Ancak Amélie diğer insanlarla ilgilenirken, kimse kendisiyle ilgilenmemektedir. Başkalarının mutluluğu yakalaması için uğraşırken, kendi yalnızlığını sorgulamaya başlar. Bu sorgulama, pasaport için fotoğraf çekilen fotoğraf kulübelerinden, kenara atılmış, yabancılara ait vesikalık fotoğrafları toplayan, tuhaf karakter Nino Quincampoix ile olan bağıntısını görünce daha açık ve rahatsız edici olmaya başlar. Her ne kadar Nino’yu kendi yöntemleriyle pek çok dolambaçlı şekilde cezbetmeye çalışsa da, özünde utangaçtır ve Nino’ya yaklaşamamaktadır. Ancak Raymond’ın öğütleri sonunda, başkalarının mutluluğu için uğraşırken kendi mutluluğunu da elde edebileceğini öğrenir.

Ticari ve sanatsal açıdan büyük başarı elde eden film buna rağmen les Inrockuptibles yazarı Serge Kaganski’nin ağır eleştirilerine maruz kalmıştır.Kaganski’ye göre film, Fransız toplumunun realistlikten oldukça uzak, şaaşalı bir betimlemesi, eski, etnik grupların nadir görüldüğü, gizli lepenist bir Fransa kartpostalıdır. Paris çeşitli etnik kökenin bir arada bulunduğu bir şehirdir ve Montmartre’ın bitişiğinde, siyahi yerleşimlerin bulunduğu ve burada yaşayanların filmde pek az görüldüğü Barbès-Rochechouart bölgesi yer almaktadır. Eleştirmene göre, yönetmen, mükemmel Paris’in rüyası bir görüntüsünü yakalamak için, siyahi insanların filmde yer almaması gerektiğini düşünmektedir. İlginç olansa, filmde sadece tren istasyonunda Amélie’yi rahatsız etmek için arkasından yürüyen üç serseri için siyahi oyuncu kullanılmış olmasıdır.David Martin-Castelnau ve Guillaume Bigot gibi diğer eleştirmenlerse, Kaganski’nin bu eleştirisini haksız bulmakta ve Kaganski’nin iddialarını, bir çeşit “elit” grubun, filmdeki sıradan insanlara karşı hastalıklı bir aşağılama olarak değerlendirmişlerdir. Filmin yönetmeni Jean-Pierre Jeunet ise, filmde Lucien rolünü üstlenen Kuzey Afrika kökenli oyuncu Jamel Debbouze’yi örnek göstererek bu eleştirilere karşı çıkmıştır.Filme getirilebilecek bir eleştiri de, yeniden yapılandırılma aşamasında olan bir bölge olan Montmartre’da, Amélie gibi bir garsonun, sadece garsonluktan aldığı parayla herhangi bir ulaşım aracına ihtiyaç duymaksızın nasıl işe gidebildiği, iş yerine nasıl bu denli yakın yaşayabildiği ve iş dışındaki boş vaktinin neden bu kadar çok olduğuna yönelik olabilir.

Bu tatlı kaşığın içinde neler yokki:

-Gospel şarkıcısı Sister Rosetta Tharpe’ın bir televizyon gösterisi

-1998 yapımı Bill Cote belgeseli Seventeen Seconds to Sophie’den bir alıntı

-Tom Davenport’un belgeseli “Born for Hard Luck” tan “Peg Leg” Sam Jackson'ın olduğu sahne

-Dufayel’in reprödüksiyonunu yaptığı Pierre-Auguste Renoir’e ait olan “Sandalda Öğlen Yemeği” (Le Déjeuner des canotiers)

-Marc Solal ve François David’e ait olan "La tête dans les nuages" ("Bulutlardaki Kafa") adlı kitaptan hayvan şekilli bulut resimleri.

-François Truffaut’ın Fransız Yeni Akım filmi Jules et Jim’den 3 parça:

..Jules, Jim ve Catherine bir üst geçitten koşarken

..Bir öpüşme sahnesinde, farkedilmeyen bir böceğin, iki aşığın arasına gelip ve kadının ağzının içine giriyormuş gibi göründüğü sahne. Bu görüntü, Amélie’nin anlatıcısı tarafından özellikle vurgulanmış ve böceğin ekrandaki hareketi bir yuvarlak içine alınarak gösterilmiştir.

..Catherine’in şarkı söylerkenki görüntüsü.

Jenuet aslında Amélie rolünü İngiliz aktris Emily Watson için yazmıştı.Senaryonun asıl eskizlerinde Amélie’nin babası Londra’dan yaşayan bir İngilizdi. Ancak Watson’ın Fransızcası rol için yeterli değildi ve aktrisin diğer çekimleriyle filmin çekimleri çakıştığından ötürü, Jenuet senaryoyu Fransız bir aktris için yeniden yazdı. Audrey Tautou, yönetmenin ilk tercihiydi.AmélieCannes Film Festivali’nde gösterilmedi. Jenuet, bir önceki filmi “La Cité des enfants perdus “ (Kayıp Çocuklar Şehri)’ya karşı gelen soğuk tepkilerden sonra Amélie’yi festivale çıkarmamaya karar verdi . Amélie’nin festivaldeki yoksunluğu, filme karşı oldukça beğenen medya ve izleyiciler tarafından tepki topladı.Bir sahnede, Amélie, oturduğu binanın eski yöneticisine giderken, sokakta yeni bir Volksvagen Beetle'ın önünden geçmektedir. Oysa filmin geçtiği zamanlarda bu araba henüz üretimde değildi. Jenuet filmle ilgili yorumlarında, bu arabanın olduğu sahneyi değiştirmediğini, bu sahnenin Amélie'nin tarihle uyuşmaz kimliğinin bir göstergesi olduğunu belirtmektedir.Filmin İngilizce altyazılı versiyonlarında, apartman yöneticisi Madeleine Wallace, Madeleine Wells olarak adlandırılmıştır. Filmin orijinalinde, Madeleine, soyadının Paris'teki Wallace Şelalesi'yle aynı olduğunu belirterek ağlamaya mahkum olduğunu söyler. İngilizce versiyonda da aynı replik, "Wells Şelalesi" ile değiştirilerek aktarılmıştır. Amélie'nin etkileyici sahnelerinden biri olan, hayvan şekilli bulutların olduğu sahnede, şekiller Marc Solal ve François David'in kitabı "La tête dans les nuages"den birebir çizilmiştir.Film, Michael Sowa'nın çeşitli resimlerini içermektedir. Sowa'nın resimleri Amélie'nin yatakodası duvarlarını süslemekte ve bir açıdan Amélie'nin aşk hayatıyla ilgili bağlar kurmaktadır.

Toz pembe baloncuklarla dolu bir hayal şişesi..İşte..Orada duruyor..Ve gelin beni tadın diyor..

Hiç yorum yok: